Teaching as a Performing Art











{December 21, 2006}   Oyun bu ya…

Öncelikle dönem başından bu yana yaptığımız tüm etkinlikler hakkında genel bir yorum yapmak istiyorum. Bir öğrenci olarak eskiden bu yana bende eksik olan bir şey fark ettim. Grup çalışmalarında her zaman daha başarılı ve daha aktif oluyorum. İş bireyselliğe geldiği zaman grup içinde olduğum kadar başarılı olamıyorum ya da şöyle söyleyeyim kendim tek başıma sınırlı bir hayal gücü ve yaratıcılığa sahibim. Bunu nasıl fark ettim? Bu hafta yaptığımız çalışma da şekil veren taraf olduğum zaman benden bir önceki arkadaşın yapmış olduklarını çok kullandım. Belki heykelin eline verdiği şekil veya yüzündeki ifade bana başka bir şeyi çağrıştırdı. Ama önümde düz, ifadesiz bir malzeme dursaydı ortaya çıkacak şey çok yalın ve yaratıcılıktan uzak bir şey olacaktı.

Bunun yanında her iki rolü oynamak hem malzeme, hem sanatçı olmak olaya iki taraflı bakmanın önemi vurgulayan bir etkinlik oldu. Bir öğretmen kendisini öğrencisinin yerine koyup ihtiyaçlarını ve eksiklerini fark edip ona göre ders işlemelidir. Karşımıza çıkacak öğrencilerin hiçbir zaman ilk öğretmenleri olamayacağız ve onlar gerek aileleri olsun, gerekse öğretmenleri olsun çevrelerindeki herkesten her olaydan bir şeyler alıp gelecekler. Ve bu aldıkları şeyler her zaman doğru olmayacak yanlış şeylerde alacaklar. Bu noktada biz öğretmenlerin iyi birer gözlemci olması gerekiyor, yani gereken yerlerde gerektiği gibi düzeltmeler yapabilmeliyiz.

Bu etkinlikle öğretmenlik arasında bir analoji yaparsak sanatçı öğretmen malzemede öğrenci gibi görünebilir ama ben tam olarak böyle düşünmüyorum. Bu görevler sınıf içinde bazen değişebilir, bazen öğrenci öğretmenin düşünceleri doğrultusunda değişebilirken öğretmen de öğrencilerin istekleri doğrultusunda değişebilir.  Yöntem değiştirebilir, plan değiştirebilir iki tarafta değişime açık esnek birer malzemedir bence. En sonunda heykellerimizi konuşturmamız şekillendirmek istediğimiz duygu ve duruşu yani durumu tamamlayan ve özetleyen unsurlar oldu.

Bir küçük noktaya daha değinmek istiyorum. Ben ilk şekil olanlar arasındaydım ve bazen öyle duruşlar verildi ki çok yoruldum, sıra bana geldiğinde itiraf ediyorum şekillere acımasızca davrandım. Acaba biz birer öğretmen adayı olarak önümüzdeki iyi örnekler kadar kötü örnekleri de alıp onlar gibi davranır mıyız?



{December 14, 2006}   Tirada devam…

Bu hafta tirad merkezli çalışmalarımıza devam ettik. Tiradlarımızın her cümlesinden birer kelime seçerek başladığımız çalışmaya daha sonra tüm tiraddan üç cümle seçerek devam ettik. Aslında ben kelime işinde çok zorlanmış birazda isteksiz başlamıştım. Ve değiştiği zaman çok sevindim. Bir öğretmen olarak çocukların ihtiyaçlarının farkında olmalıyız. Düşündüğümüz tasarladığımız A planı tutmazsa yedekte hep bir B planımız olmalı diye düşünüyorum. Yada planlar tutmayınca o anda bir çözüm yolu bulmalı yeni planlar üretebilmeliyiz.

Bunun için durumu analiz edebilme yeteneğinin gelişmiş olması gerektiğini düşünüyorum. Kısacası öğretmen çevresinde olup biteni eleştirebilmenin yanı sıra, kendisinide eleştirebilmeli. Tiradlardan cümleler sahnelerken bazılarının kendi yaptığını beğenmediğini yada şöyle söyliyim hayır olmadı dediklerini duyduk. Burada sadece gözlemlediklerimizin değil kendi eksiklerimizinde farkında olmamız güzeldi. Yani hem içi hem dışı iyi gözlemleme özelliği kazandık diyebilirim.

Bunun yanında duruma göre plan değiştirme konusunda iyi bir örnekte gördük. Sınıfta çember şeklinde olmamız beni daha rahat ettirti açıkcası ve cümlelerin teker teker söylenmeside daha iyiydi. Bence herkesin son cümleleri ilklerinden daha iyi olmuştu ve en azından tiradlarını bilmediğimiz arkadaşların konularını takip edebilmemizi sağlamıştı.

Kısaca ben bu derste doğru yolu doğru yerde kullanmanın önemini anladım. Birde sene başından bu yana konuştuğumuz spontane düşünmenin tam uygulamasını belki plan dışıda olsa derste gördük.



{December 7, 2006}   ve sınav…

        Bir öğretmen olarak öğrencilerinize birşeyler öğretmeye çalıştığınızda bunu farklı yollarla yaparsınız. Bu yollar üzerine onlarca kitap yazılmış ve bir çok görüş bildirilmiş; Acaba hangisi en iyi öğretme yöntemidir diye. Bence en iyi öğrenme ve öğretme yöntemi çocukların sürecin içinde aktif bir şekilde yer aldığı yöntemdir. Ve öğretme süreci sonunda acaba hedeflerimize ulaştık mı, ne kadar öğretebildik, ne kadar öğrendiler diye belirlemenin en iyi yolu da bir ürünün ortaya çıkabilmesidir. Bildiğimiz klasik soru cevap yöntemi çoğu zaman işe yaramaya bilir ve biz bazı noktaları gözden kaçırabiliriz. İşte bu noktada öğrencilere öğrendiklerini uygulayabilecekleri dersin amacına uygun projeler vermek, bazı şeyleri onların yaratıcılığına bırakarak uygulama yapmalarına fırsat vermek en iyi yöntemdir. Bizim dersimizde yaratıcılığı, oyunculuğu eğitimle bağdaştıran bir ders ise bu güne kadar öğrendiklerimizi uygulayacağımız en iyi yöntemde bu sınavdı bence. Seneryosu, konusu bize ait yani öğrendiklerimiz çerçevesinde sınırın biz olduğu bir sınav.           

           Daha önce film fragmanı yaptığımız aktiviteye çok benzeyen ama sene başından bu yana yaptığımız ve öğrendiğimiz herşeyden birer parça tanışıyan, öğrendiklerimizi yansıtma imkanı bulduğumuz bir sınav oldu. Kısaca ben bu aktiveteyle öğretmen olarak performans yeteneği geliştirmenin yanında, ölçme ve değerlendirme alanında da ne kadar geniş düşünebileceğimizi öğrendim.



{November 30, 2006}   Tiradlar…

Hani derslerin sonunda öğretmen bir toparlama yapar dersi bir sonuca bağlar sonrada hepimizin korkulu rüyası olan sınavlar gelir. Bakalım derslerde neler öğretmişiz neler öğrenmişler. Bu haftaki çalışmaya başlarken biraz isteksizdim aslında aklıma küçükken sınav zamanları hissettiğim şeyler geldi, tabi küçük olmadığım için eskisi kadar şiddetli olmadı. Bugüne kadar gurup olarak yaptığımız çalışmaların hepsini uygulayabileceğimiz bireysel bir çalışmaya başladık son derste; tiradlarımıza ve bana öyle geldi ki bu çalışmalar bizdeki gelişimin birer göstergesi olacak dersimizin de bir toparlaması. ( Sınavlar gibi  J)İlk haftalarda yaptığımız bir çalışma vardı, üçer kişi çıkıp bir duyguyu şiddetine göre canlandırıp resim oluşturmuştuk. Bu haftaki çalışmamız eski çalışmamızın hatırlatması gibi geldi bana. Burada en önemli gördüğüm nokta yaptığımız resimlerle anlatmak istediğimiz duyguyu karşı tarafa ne kadar aktarabildik. Daha önceki haftalarda bunu da tartışmıştık, sözlü veya görsel anlatmak istediklerimizi ne kadar anlatabiliyoruz? Herkesin elinde bir metin vardı ve sahibinden başka metnin konusunu bilen yoktu ve içinden seçilen duyguları karşı tarafa ne kadar aktarabildiğimizi ölçtük, tabi karşı tarafta olduk neler anladığımızı da aktardık. Öğretmenin elinde de bir malzeme vardır öğrenciler bundan çoğu zaman habersizdir ve öğretmen bunu karşı tarafa ne kadar aktarabilir? Ayrıca ilk başta tedirginlikle baktığım tirad çalışmasının bize şöyle bir katkısı da olabilir. Bugüne kadar yaptığımız çalışmalar grup çalışmalarıydı ve genellikle yaratıcılık geliştirme üzerineydi ama ihmal edilmemesi gereken bir durum var ki oda bizler sınıfta öğrencilerle baş başa kaldığımızda sahnede yalnız olacağız. Gurup olarak hareket etmenin yanında bireysel olarak da hareket edebilmemizi sağlayacak ayrıca kendimize olan güvenimizi de artıracak bir aktivite olarak görüyorum bu çalışmayı. Birkaç fotoğraf birkaç duyguyla başladık bu hafta, elimizdeki metni parçalayarak tüme vardığımızda sonuç ne olacak çok merak ediyorum?



{November 22, 2006}   Film şeridi…

Dönüp baktığımızda bu hafta bir önceki haftadan farklı olarak ne yaptık? Geçen hafta grup şeklinde bir oyun sergilemiş bu oyunda mekan, kahraman, engel, yardımcılar, amaç kavramlarını oyunlarımızda aktarmaya çalışmıştık. Ve en önemlisi sergilediğimiz performansta bir konu bütünlüğü olmasına dikkat etmiştik. Aslında şöyle başlamalıyım yaptığımız aktivitelerin hepsi bir kartopu bence, her hafta bir önceki haftalarıda kartopumuza ekleyip büyüyoruz. İlk nasıl başlamıştık diye düşünelim. Arkadaşımızın kitap çalmaya çalıştığı performansı hatırlıyorsak orada arkadaşımız metin kullanmadan seyirciye nerede, ne yapıyor olduğunu anlatmaya çalışmıştı. Kapıdan nasıl girdiğine, kitaplara nasıl baktığına dikkat etmiştik. Devamında grup şeklinde sınırlı bir metinle bir hırsızlık olayı anlatmaya çalışmıştık. Bir sonraki aktivite konusu, kahramaları bizden bir performans olmuştu. Bu hafta artık kısa bir hikayeyi anlatmadıkta uzun bir filmin fragmanını yapmaya çalıştık. Ama artık konuyu, kişileri öğretmenin bize hatırlatması gerekmedi. Biz kendimiz geçen haftalarda kazandıklarımızı otomatik olarak uygulamaya ve diğer grupların oyunlarında bu bilgilerimizi sorulamaya başladık. Peki bir öğretmen olarak bu haftaki performanstan ne çıkarabilirim. Derlerimizi hemen bir filme benzeterek başlamak istiyorum. Nasıl bir film yada bir oyun planlanıyorsa derslerde öyle hazırlanıyor demiştim daha önce. İşte derslerimizin amacını doğru aktarabilmek için nerelerin önemli olduğunu vurgulayabilmek lazım bunu yaparkende sorulara cevap vermemek ve bazı şeylerin öğrencilerde merak uyandırmasını sağlamak gerekli diye düşünüyorum. Oyunlarımızda karakterleri tanıttık, olaylara giriş yaptık ama nasıl gelişeceğini sonucun ne olacağını saklamaya çalıştık. Böylece seyirci filmi merak edecek ve seyretmek isteyecek. Tıpkı bir dersin girşinin olması gerektiği gibi. Derslere yapılan girişlerin dersin reklamı olduğunu düşünüyorum ve bu reklam öğrencilerin derse katılımını ve öğrenmesini en çok etkileten faktördür. Dersin konusunu verip derste yapılacaklar hakkında küçük biz özet yapmak bunu yaparken çocukların kafasında bazı sorular oluşturmak ve bu sorulara ders boyunca cevap aramak etkili bir giriş olabilir. Tabi bunu başarabilmek için yaratıcı ve üretici olamak gerekir. Mesela çoğumuz sınıfta performansa hazırlanırken metin yazma ve konuyu tasarlama kısmında zorlanıp vaktimizin büyük kısmını senaryo yazmaya ayırıyoruz. Oynama kısımlarını doğaçlama olarakta yapabiliyoruz. Ayrıca grup içerisinde de gerçekten birbirimizi tamamladığımızı ve kolletif çalışma ruhunu çok iyi kavradığımızı düşünüyorum.



{November 16, 2006}   …ve ders

Öncelikle derse nasıl başladıysak bende yazıma aynı şekilde başlamaya karar verdim. Yani köşe kapmaca oyunu ile. Grup çalışmalarının en önemli amaçlarından birisi toplu halde hareket edip amaca ulaşmaktır. Eğer grup elemanlarından bir kişi üzerine düşeni yapmaz ise grup toplu halde başarısız olmuş sayılır. Bizde grup şeklinde köşe kapmaya çalıştık ve eğer grupça köşeye yerleştiysek orada kaldık, yerleşemediysek ortada kaldık.

Aslında çevremizdeki birçok olay bir öğretmenin dersleri için birer malzeme özelliği taşımaktadır. Bu dersin bana kattığı değerlerden biride bu oldu. Daha önce köşe kapmaca oyununun, mısır patlatmanın böyle bir dersin içinde yer alacağını düşünemezdim. Şimdi çevremdeki her türlü olaya ders için bir malzeme olarak bakabiliyorum. Bir gazete haberi, bir karikatür, bir film her şey iyi planlanmış bir dersin parçası olabilir. Zaten istediğimizde öğrencilerin sınıfta öğrendikleriyle gerçek yaşamları arasında bağlantı kurabilmeleri değil midir? Bunun yanında eğer öğrenciler bunu başarabilirlerse o konuyu öğrenmiş sayılırlar bence. Bundan sonrası öğretmenin yaratıcılığına kalmış neyi nerede kullanacağına ayrıca bunların dersle alakalı olmasına özen göstererek gerçek anlamda eğitici dersler hazırlanabilir. Sınıfta grup olarak sergilediğimiz küçük oyunlar buna bir örnek olabilir. Kısa sürede kriterlere uygun bir senaryo hazırlayarak sınıfa sunduk. Mekân, kahraman, yardımcı, engel ve amaç içeren bir oyun hazırladık ama bunu hazırlamak bize ne kattı? En başta bir hikâye oluşturduk sonra olayların akışına göre bazı kısımları değiştirip düzelttik ve hangi rolün kime daha uygun olduğuna karar vermeye çalıştık. Biz grup olarak kendi hikâyemiz de bir gazete haberini kullanıp onun çerçevesinde bir senaryo oluşturduk.

O zaman farkına varmadım ama şimdi bir gazete haberini kendimize malzeme yapabilmenin bizim yaratıcılığımızı geliştirdiğini düşünüyorum. Mesela; çevre kirliliği ile alakalı bir gazete haberi, bu konuyu ele alan bir üniteye çok güzel bir giriş olabilir. Kısaca çevremizde olup bitenlerin farkına varıp onları doğru kullanma becerisi kazanıyoruz.

 



{November 9, 2006}   İLK PERFORMAS

Bence son derste yapmış olduğumuz senaryo yazıp sahneleme etkinliği bu güne kadar yapılan etkinliklerin birleşimi oldu. Öncelikle bir öğretmen ve oyuncu arasında çok paralel benzerlikler var dedik ve dersi bu düşünce üzerine kurduk. Evet, bir öğretmen iyi bir oyuncu olmalı. Nasıl bir oyun önceden planlanır ve sonra sergilenirse, bir derste öyle planlanmalı ve sergilenmelidir. Bence iyi bir oyun seyirciye vermek istediği mesajı doğru aktaran oyudur.

İyi bir derste öğretmenin amacına ulaşabildiği derstir, öğretmen önceden kazanımlarını belirler ve dersini bu kazanımlara göre planlar konu aktarmak için en iyi yöntemi belirler. Her ne kadar her şey önceden planlanmışta olsa bu öğrenciye yansıtılmayıp birçok şey doğal olarak gelişiyormuş hissi verilmelidir. Mesela bir fen öğretmeni olarak bize aldığımız derslerin çoğunda öğrencinin ilgisini çeken ve mutlak bir doğruyu aramayan etkinlikler yapılması önerilir. Çünkü sonucun bilinmemesi ve keşfederek bulunması öğrenme seviyesini arttırır. Burada öğretmenlerinde sonucu bilmiyormuş gibi davranıp olayın akışına katılması beklenir ki buda iyi bir oyunculuk gerektirir.

Son etkinlikte sınıfta verilen süre içerisinde gruplar olarak hem senaryomuzu yazdık hem de bunu sergiledik. Nelere dikkat ettik? Sınıfta da konuştuğumuz gibi öncelikle birimlendirmenin önemi üzerinde durduk sonrada inandırıcılık ve en önemlisi anlatmak istediğimizi yani hikâyemizi seyirciye ne kadar aktarabildik. Geçenlerde sınıfta yaptığımız bir etkinlik geldi aklıma. Birbirimize hikâyeler anlatmıştık ve daha sonra o hikâyelerin ne kadar değiştiğini görmüştük, işte bu haftada görsel olarak bunu yaptık.

Peki, bu aktiviteler bir öğretmen adayı olarak bize ne katıyor? Öncelikle ben kendimi ifade konusunda daha çok özeleştiri yapmaya ve dikkat etmeye başladığımı gözlemliyorum. Bir şey anlatırken önce kafamda neden anlattığımı tasarlayıp onu vurgulamaya özen gösteriyorum. Bide sınıfın kontrolümüz altında olması önemli yani ne olup bittiğinin farkında olmalıyız. Biz sadece bu uygulamayı yaparken performans sergilemede değil ayrıca diğer grupları seyrederken de aktiftik bence. Olayları dikkatle incelemeyi öğreniyoruz iyi bir oyuncu olma yanında seyircide olmayı öğreniyoruz. Çünkü eğitim tek taraflı değildir ve biz empati yapmayı da öğrenmeliyiz. Öğrenciler bizim anlattığımızı vurgulamak istediğimizi anlıyorlar mı?

Kısaca, ders başından bu yana yapmış olduğumuz aktivitelerin öncelikle iki amaca hizmet ettiğini düşünüyorum. Birincisi kendimizi karşı tarafa doğru ifade edebilmek (doğru jest, mimik, duruş, metin…vb), ikincisi doğaçlama özelliğimizi geliştirmek. ( seri bir şekilde hikaye tamamlamak, kalabalık bir grup olarak tek bir kişiymiş gibi davranmak)



{October 19, 2006}   Kimin Hikayesi?

Beni derste en çok etkileyen etkinlik hakkında bir şeyler yazarak başlıyorum bu hafta; birbirimizin hikayesini anlatma. Etkinlik sırasında kendi hikayemle tekrar karşılaşanlardan biri oldum, aslında artık benim hikayem değildi. O kadar açık ve netken bir hikaye bu kadar nasıl değişebilirdi? Bu soru üzerinde biraz düşündükten sonra kendimce iki cevap buldum. Birincisi; ben hikayemi aklımdaki şekliyle dinleyiciye aktaramamıştım, ikinci bir seçenekte karşı taraf hikayemi benim aklımdaki şeklinden farklı algılamıştı.

            Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama öğretme sanatıyla ilgili bir yazıda şöyle diyordu; “ Bir insan bildiklerinin ve aklındakilerin sadece yüzde yetmiş kadarını karşı tarafa anlatabilir.” Şimdi daha anlamlı geliyor bu cümle, çünkü herkesin kafasında kurduğu hayaller ve o hayallerin içerikleri farklıdır ve kafamızdakileri aktarırken kendi hikayemizi olduğu gibi aktardığımızı sanırız. Ama bu anlatım karşı tarafın hayal gücünü ne kadar destekler, ne kadar karşılar. Bu bir soru işaretidir. Dinleyici kendisine anlatılanı kendi süzgecinden geçirir, varsa boşluklar kendi hayal gücüyle tamamlar ve artık hikaye başka bir hikayedir. Buradan şöyle bir soru çıkarabiliriz; dinleyici anlatılanın ne kadarını algılar? Evet bir öğrenci öğretmenin anlattığının ne kadarını algılar ya da şöyle söyleyebilirim öğretmen bildiklerinin ne kadarını aktarabilir? Öğretmen olarak dinleyici kitlemizin algılama şeklini anlamalı ve ona göre bir ders anlatma yöntemi uygulamalıyız, belki bu yolla yanlış anlamaları engelleyebiliriz.

            Son olarak birkaç şeyde çok zorlandığım jest ve mimik etkinliği hakkında söylemek istiyorum. Kısaca bir öğretmen olarak ele almalıyım ki, düşünerek konuşmalı ve görsel olarak bu düşüncelerimizi öğrencilere yansıtmalıyız. Anlattıklarımızın karşı tarafın zihninde canlanmasına yardımcı olacak jest ve mimikler kullanılıp bunları geliştirilmeliyiz. Öğretmenin bu tavrı dersi daha zevkli yapacak ve sıkıcı olmaktan kurtaracaktır.



{October 12, 2006}  

İLK GÖRÜŞ

Yapılandırmacı eğitim anlayışının gereklerinden biri öğrenci merkezli dersler yapılmasıdır. Yaklaşım öğrencilere merak eden, araştırmacı, sorgulayıcı ve uygulayıcı roller verirken öğretmenlere öğrencileri yönlendirme ve rehberlik etme rolünü vermiştir. Öğrenmene biçilen bu yeni rol dersi anlatıp giden klasik öğretmen rolünden daha zordur. Yeni rolü gereği öğretmen her türlü soru ve tepkiye hazırlıklı olup, anında çözüm yolları üretebilen yaratıcı bir eğitmen olmalıdır. Derste yaptığımız sorulara sadece sorularla karşılık verebilme aktivitesi bence bir öğretmenin öğrencinin kendi sorusuna cevap bulmasına yol gösterebilme yeteneğini geliştirecektir. Bir kaç şeyde üç kişinin tahtada bir hikayeyi tamamlamaya çalışmasıyla ilgili konuşmak istiyorum. Bu aktivitede bizden bir önceki arkadaşımızın yazdığı hikayeye anında bir devam bulmamız isteniyor. Şöyle bir kıyaslarsak sınıf gibi dinamik bir ortamda öğrencilerin bize ne süprizler hazırladığını önceden tahmin edemeyiz. Bir öğretmen olarak her türlü beklenmeyen olaya hazırlıklı olamalı anında uyum sağlayıp çözüm yolları üretebilemliyiz. Buda doğaçlamaya giriş bence.



{September 30, 2006}   BaŞLaRKeN…


et cetera