Teaching as a Performing Art











{October 19, 2006}   Kimin Hikayesi?

Beni derste en çok etkileyen etkinlik hakkında bir şeyler yazarak başlıyorum bu hafta; birbirimizin hikayesini anlatma. Etkinlik sırasında kendi hikayemle tekrar karşılaşanlardan biri oldum, aslında artık benim hikayem değildi. O kadar açık ve netken bir hikaye bu kadar nasıl değişebilirdi? Bu soru üzerinde biraz düşündükten sonra kendimce iki cevap buldum. Birincisi; ben hikayemi aklımdaki şekliyle dinleyiciye aktaramamıştım, ikinci bir seçenekte karşı taraf hikayemi benim aklımdaki şeklinden farklı algılamıştı.

            Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama öğretme sanatıyla ilgili bir yazıda şöyle diyordu; “ Bir insan bildiklerinin ve aklındakilerin sadece yüzde yetmiş kadarını karşı tarafa anlatabilir.” Şimdi daha anlamlı geliyor bu cümle, çünkü herkesin kafasında kurduğu hayaller ve o hayallerin içerikleri farklıdır ve kafamızdakileri aktarırken kendi hikayemizi olduğu gibi aktardığımızı sanırız. Ama bu anlatım karşı tarafın hayal gücünü ne kadar destekler, ne kadar karşılar. Bu bir soru işaretidir. Dinleyici kendisine anlatılanı kendi süzgecinden geçirir, varsa boşluklar kendi hayal gücüyle tamamlar ve artık hikaye başka bir hikayedir. Buradan şöyle bir soru çıkarabiliriz; dinleyici anlatılanın ne kadarını algılar? Evet bir öğrenci öğretmenin anlattığının ne kadarını algılar ya da şöyle söyleyebilirim öğretmen bildiklerinin ne kadarını aktarabilir? Öğretmen olarak dinleyici kitlemizin algılama şeklini anlamalı ve ona göre bir ders anlatma yöntemi uygulamalıyız, belki bu yolla yanlış anlamaları engelleyebiliriz.

            Son olarak birkaç şeyde çok zorlandığım jest ve mimik etkinliği hakkında söylemek istiyorum. Kısaca bir öğretmen olarak ele almalıyım ki, düşünerek konuşmalı ve görsel olarak bu düşüncelerimizi öğrencilere yansıtmalıyız. Anlattıklarımızın karşı tarafın zihninde canlanmasına yardımcı olacak jest ve mimikler kullanılıp bunları geliştirilmeliyiz. Öğretmenin bu tavrı dersi daha zevkli yapacak ve sıkıcı olmaktan kurtaracaktır.



{October 12, 2006}  

İLK GÖRÜŞ

Yapılandırmacı eğitim anlayışının gereklerinden biri öğrenci merkezli dersler yapılmasıdır. Yaklaşım öğrencilere merak eden, araştırmacı, sorgulayıcı ve uygulayıcı roller verirken öğretmenlere öğrencileri yönlendirme ve rehberlik etme rolünü vermiştir. Öğrenmene biçilen bu yeni rol dersi anlatıp giden klasik öğretmen rolünden daha zordur. Yeni rolü gereği öğretmen her türlü soru ve tepkiye hazırlıklı olup, anında çözüm yolları üretebilen yaratıcı bir eğitmen olmalıdır. Derste yaptığımız sorulara sadece sorularla karşılık verebilme aktivitesi bence bir öğretmenin öğrencinin kendi sorusuna cevap bulmasına yol gösterebilme yeteneğini geliştirecektir. Bir kaç şeyde üç kişinin tahtada bir hikayeyi tamamlamaya çalışmasıyla ilgili konuşmak istiyorum. Bu aktivitede bizden bir önceki arkadaşımızın yazdığı hikayeye anında bir devam bulmamız isteniyor. Şöyle bir kıyaslarsak sınıf gibi dinamik bir ortamda öğrencilerin bize ne süprizler hazırladığını önceden tahmin edemeyiz. Bir öğretmen olarak her türlü beklenmeyen olaya hazırlıklı olamalı anında uyum sağlayıp çözüm yolları üretebilemliyiz. Buda doğaçlamaya giriş bence.



et cetera